osmanlı padişaları listesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
osmanlı padişaları listesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2012 Pazartesi

Sultan Abdülaziz (1861-1876) / Osmanlı Padişahları


SULTAN ABDÜLAZİZ (1861 – 1876)

Abdülaziz (d. 8 Şubat 1830 – ö. 4 Haziran 1876). 32. Osmanlı padişahı ve 111. İslam halifesidir. II. Mahmut ve Pertevniyal Sultan’ın çocuğu, Abdülmecid’in kardeşidir. Abdülaziz 25 Haziran 1861 tarihinde kardeşinin ölümü üzerine, 31 yaşında iken tahta geçmiştir.
Saltanatı
Güreş, cirit ve av sporlarına meraklı olan padişahın tahtta kaldığı sürece en çok üzerinde çalıştığı konu Osmanlı Donanması’nın modernizasyonu idi. Bu nedenle o dönemlerde Avrupa devletlerinden alınan kredilerin çoğu bu konuda harcandı. Sayısı gün geçtikçe artan Osmanlı Ordusu’nun askerlerine yetecek dönemin son model top ve tüfeklerin de sağlanması Abdülaziz döneminde gerçekleşmiştir.

Sultan Abdülâziz hükümdarlığı süresince sık sık ülke içi ve ülke dışı temaslarda bulunmuş geziler düzenlemiştir. Yavuz Sultan Selim’den sonra Mısır’ı ziyaret eden ilk ve tek Osmanlı Padişahı Abdülaziz’dir.
Eyâletlerin yanı sıra Abdülaziz Batı Avrupa’da ziyaretler yapan ilk ve tek padişahtır. 1867 yılında Paris’te açılan büyük bir sanat sergisine III. Napolyon’un daveti üzerine katılan Abdülaziz, sergiden sonra imparator ile temaslarda bulunmuş İngiltere, Belçika, Almanya, Avusturya-Macaristan gezilerinden sonra da geri dönmüştür. Ayrıca Richard Wagner’in Bayreuth operasına maddi yardımda bulunmuş ve davet edilmiştir. Seyahatlerinde İngiltere kraliçesi Victoria, Belçika kralı II. Leopold, Prusya kralı I. Wilhelm, Avusturya-Macaristan imparatoru François-Josef ve Romanya Prensi I. Karol ile görüşmüştür.
Osmanlı’da Abdülaziz döneminde Batı’yla iyi ilişkiler kurulmasına özellikle dikkat edildi. Tanzimat Fermanı ile Osmanlı’nın girdiği Batılılaşma süreci bu dönemde de devam etti. Ülke genelinde yeni vilâyetler ilân edildi ve İstanbul Üniversitesi Fransız Eğitim sistemi örnek alınarak tekrar düzenlendi. Doğu Ekspres’in bir durağıı olan Sirkeci Garı’nın temelleri Abdülaziz döneminde atılmıştır. Abdülaziz’in 15 senelik hükümdarlığı boyunca yaptığı bazı yenilikler şunlardır;
* Yeni asker üniformaları hazırlandı.
* İlk kez posta pulu kullanıldı.
* Sahillere deniz fenerleri inşâ edildi.
* Osmanlı Bankası açıldı.
* Bugünkü Sayıştay ve Danıştay seviyesinde kurumlar oluşturuldu.
* Lise ve sanayi okulları açıldı.
* Orman madencilik ve tıp okulları açıldı.
* İtfaiye teşkilâtı kuruldu.
* Fransa, Avusturya ve İran yöneticileri İstanbul’a ziyaretlerde bulundu.
Döneminde yaşanan önemli olaylardan bir kısmı ise Rusya ve Avrupa devletleri’nin kışkırttığı Balkan isyanlarıdır. 1861-64 yılları arasındaki Karadağ İsyanı İkinci Karadağ Harekatı ile bastırılmasına rağmen, Karadağ sorunu büyümeye devam etti. 1861-66 yılları arasındaki Eflak-Boğdan olayları Birleşik Romanya’nın doğuşunu ve bağımsızlık mücadelesini hızlandırdı. 1862-67 yılları arasındaki Sırbistan olayları ise Türk askerlerinin Sırbistan’daki kalelerden çekilmesiyle sonuçlandı. 1866-68 arasındaki Girit Ayaklanması Girit Nizamnamesi ile çözümlenmeye çalışıldıysa da Girit’in kaybına giden olaylar dizisi başlamış oldu. Hıdivlikle yönetilen Mısır’ın özerklik haklarının genişletilmesi bu eyaletin 1882′de kesinkes kaybına yolaçan Mısır’ın borç sorununun ortaya çıkmasına başlangıç teşkil etti. Abdülaziz’in hükümdarlığının son yılları ise 1875-76 yılındaki Hersek İsyanı ile 1867′de başlayan ve 1876′da iyice yayılan Bulgar İsyanları ile mücadele ederek geçti.
Abdülaziz döneminde, Abdülmecid döneminde başlayan yenilik hareketleri sürdürüldü. Yeni bir vilayet teşkilatlanmasına geçildi. Kadılık Kurumu daha sıkı denetim altına alınarak 1 Nisan 1868 Şura-yı Devlet ve 1870 yılı içerisinde de Divan-ı Muhasebat kuruldu (Danıştay ve Sayıştay). Ayrıca eğitim, ulaşım ve bankacılık konularında çeşitli düzenlemeler yapıldı.
Sultan Abdülaziz döneminde donanmanın modernleştirilmesine de çalışıldı. 1875 yılına doğru Türk donanmasında 816 top taşıyan 21 zırhlı ve 173 yardımcı gemi vardı. Türk Bahriyesinde 50.000 efrad, 700 subay, 208 yüksek rütbeli subay, 11 Tümamiral, 6 Koramiral ve üç Oramiral vardı. Bu görüntüsüyle İngiltere ve Fransa’dan sonra dünyanın üçüncü büyük donanması haline gelmişti.
Sultan Abdülaziz 14 sene 11 ay beş gün tahtta kalmıştır. Bu süre içerisinde meşrutiyet fikrine başta sıcak baksa da, sonraları değişip bu fikri savunanlara karşı zor kullanacaktır.Dönemin aydınlarından Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa ile padişahlığının ilk dönemlerinde sıcak ilişkiler kurduysa da Namık Kemal’i Vatan Yahut Silistre piyesinden sonra Kıbrıs’a sürgün edecek kadar sertleşmiştir. Ülkede meşruti yönetimin gelmesini isteyenlerin yarattığı bu özgürlük havası içerisinde Abdülaziz’in tahttan indirilmesi konusunda kamuoyu oluşturuldu. Mithat Paşa’nın kışkırtmaları sonucu üniversite öğrencileri 10 Mayıs 1876 tarihinde bir protesto yürüyüşü düzenlediler. Bundan bir süre sonra, 30 Mayıs 1876 salı günü sabaha doğru saray Hüseyin Avni Paşa komutasındaki askerlerce basılmış ve Sultan Abdülaziz kansız şekilde tahttan indirilmiştir.
Sultan Abdülaziz’in tahtan indirildikten dört gün sonra, hapis hayatı yaşadığı Feriye Sarayında sakalını düzeltmek için istediği söylenen makasla bileklerini keserek intihar ettiği söylense de öldürülmüş olabileceğine dair kanıtlar da vardır (4 Haziran 1876).
Ailesi
Eşleri
1. Dürr-i Nev Baş Kadın Efendi (d.15 Mart 1835 – ö.4 Aralık 1892 (Cerkez)
2. Hayran-î-Dil İkinci Kadın Efendi (d.2 Kasım 1846-ö.26 Kasım 1898 (Cerkez)
3. Eda-Dil İkinci Kadın Efendi 25 Temmuz (d.1845 – ö.12 Aralık 1875 (Cerkez)
4. Neş’erek (Nesrin) Üçüncü Kadın Efendi (d.1 Nisan 1848 – ö.11 Haziran 1876 (Cerkez)
5. Gevheri Dördüncü Kadın Efendi (d.8 Temmuz 1856-ö.20 Eylül 1894 (Cerkez)
6. Yıldız (Gözde) (d.24 Mart 1860 – ö.29 Eylül 1895 (Cerkez)
Erkek çocukları
1. II. Abdülmecit (d.30 Mayıs 1868-ö.23 Ağustos 1944)
2. Yusuf İzzettin Efendi (d.10 Ekim 1857-1 ö.Şubat 1916)
3. Mahmud Celaleddin Efendi (d.16 Kasım 1862-1 ö.Eylül 1888)
4. Mehmed Selim Efendi (d.28 Eylül 1866-ö.21 Ekim 1867)
5. Mehmed Seyfeddin Efendi (d.21 Eylül 1874-ö.19 Ekim 1927)
6. Mehmed Şevket Efendi (d.5 Haziran 1872 – Ö22 Ekim 1899)
Kız çocukları
1. Nazima Sultan (d.14 Şubat 1866-ö.1947)
2. Esma Sultan (d.21 Mart 1873-ö.7 Mayıs 1899)
3. Emine Sultan (d.24 Ağustos 1874-ö.29 Ocak 1920)
4. Saliha Sultan (d.9 Ağustos 1862-ö.1941)
5. Emine Sultan (d.30 Kasım 1866 – ö.23 Ocak 1867)
6. Fatma Sultan (d.1874 – ö.1875)
7. Münire Sultan (d.1877 – ö.1877)

Kaynak;http://www.sanalbilgin.net/31-sultan-abdulaziz-1861-1876/#more-762

Sultan Beşinci Murat (1876-1876) / Osmanlı Padişahları


SULTAN BEŞİNCİ MURAD (1876 – 1876)
Mehmed V. Murad (d. 21 Eylül 1840, İstanbul – ö. 28 Ağustos 1905, İstanbul), 33. Osmanlı padişahı ve 112. İslam halifesidir. Babası Sultan Abdülmecit, annesi Megrel (Gürcü) asıllı Şevkefza Kadın Efendi’dir. Önceki Osmanlı padişahı Abdülaziz’in yeğeni ve sonraki Osmanlı padişahı II. Abdülhamid’in ağabeyidir. Sultan Abdülaziz’in bir saray darbesi sonucu tahttan indirilişinden sonra onun yerine geçmiş (ya da geçirilmiş), 93 gün boyunca tahtta kaldıktan sonra akli dengesinin bozulduğu gerekçe gösterilerek 31 Ağustos 1876′da padişahlık makamından indirilmiştir.
Osmanlı tarihi boyunca en az süre yönetimde kalmış olan padişahtır. Tahttan indirildikten sonra birçok siyasi grup tarafından yeniden yönetime getirilmeye çalışılmış olmasına rağmen, bu girişimlerin hiçbiri başarılı olamamıştır.

Padişah olmadan önceki hayatı
Sultan Murat 21 Eylül 1840′da İstanbul’da, Çırağan Sarayı’nda doğdu. Padişah Abdülmecit ile Şevkefza Kadın Efendi’nin büyük oğullarıydı. Babası padişah Abdülmecit tarafından çok sevilmekte ve bu nedenle onun tarafından veliaht ilan edilmek istenmekteydi.
Öğrenim Hayatı
Babasının ilk erkek evladı olması dolayısıyla öğrenimi ve eğitimine büyük özen gösterilen V. Murat, döneminin en ünlü bilginlerinden Doğu kültürü ve fen alanında ders aldı. Önce Ethem Paşa’dan, sonra ise Kemal Paşa ile Gardet adlı bir Fransızdan ders alarak 14 yaşında öğrenmeye başladığı Fransızcasını ilerletti. Mızıkayı Hümayun komutanı Guatelli Paşa ve Augusto Lombardi adlı bir diğer İtalyandan aldığı piyano dersleriyle musiki alanında ilerleme kaydetti ve kendi kendine birçok şarkı besteledi.
Veliahtlık dönemi
Sultan Abdülaziz ile beraber çıktığı Avrupa seyahati sırasında Avrupa’yı yakından görüp hayran kalmış, bu gezi sırasında İngiltere’de tanıştığı Galler Prensi (sonradan İngiltere Kralı olan VII. Edward) ile yakın bir dostluk kurmuştu. Amcasının tanıdığı serbestlik sayesinde, Kurbağalıderedeki köşkünde (Şuanki Marmara Üniversitesi Göztepe Yerleşkesi ) ailesi ve maiyeti ile birlikte rahat bir hayat yaşadı.
Tahta çıkışı ve hükümdarlığı
Sultan V. Murat, tahttan indirilen Sultan Abdülaziz’in yerine 30 Mayıs 1876′da padişah oldu. Cülus ve biat tarihinin kararlaştırılan günden bir gün önceye alındığı kendisine bildirilmediği için dairesine gelen askerler tarafından tutuklanacağı vehmine kapılarak depresyona girdi. Serasker Hüseyin Avni Paşa’nın arabasına binerken Paşa arabadan inmeyerek büyük bir protokol rezaletine imza atmakla beraber, belinden çıkardığı silahı korku içindeki V.Murat’a uzatmış ve korkusu bir kat daha artmıştır. Rıhtımdan çatanaya bindirileceği sırada denizin fırtınadan dolayı kabarması üzerine korkuya kapılarak binmek istememiş müdahale edilerek bindirilmiş, Sarayburnu’na geçilerek bir arabayla Beyazıt’taki Seraskerlik binasına ( bugünki İÜ Merkez Kampüsü) gidilerek orada biat törenine başlanmıştır. Sultan Abdülaziz’in Topkapı Sarayı’na nakledildiği haberi gelince acele ile Dolmabahçe Sarayı’na gidilerek törene orada devam edilmiştir.
Kısa süre içinde yaşadığı olayların etkisiyle artan korkusu yüzünden, törenin kısa kesilmesi kararlaştırılmış, toplu halde huzura alınan gayr-i müslim cemaat ruhanileri kendilerine mahsus kıyafetleriyle üzerine yürüyünce kaçmaya çalışmıştır. Seraskerlikte ve saraydaki tören sırasında geleneksel taht Topkapı Sarayı’ndan getirilememiş ve atalarının tahtına oturamamıştır. Padişahların törenle Cuma namazına gittikleri Cuma Selamlığı sırasında kendini sarayın havuzuna atmaya çalışması yüzünden bu törene bir daha cesaret edilememiş, dahada önemlisi saltanatının meşruiyetinin tasdiki anlamına gelen kılıç alayı yapılamamıştır.
Birkaç gün sonra Sultan Abdülaziz’in ölüm haberinin gelmesi ve ardından Hüseyin Avni Paşa’nın Çerkes Hasan adlı genç subay tarafından öldürülmesi olayları üzerine kendini tamamen kaybederek yatağında gözleri havaya dikilmiş halde hareketsiz kalakalmıştır. Hususi doktoru olan Dr. Kapolyon’un bir küvetin içine yatırarak elli sülük ile kan almak gibi son derece hatalı tedavi yöntemleriyle durumu dahada fenalaşmış ve adeta kendisinden ümit kesilmişti. Bu durumda kendisinden umdukları ümitlerin suya düştüğü kanaatine varan devlet adamlarının kararıyla 93 gün kaldığı Osmanlı tahtından 31 Ağustos 1876 tarihinde indirildi.
Sonraki yaşamı
II. Abdülhamit tarafından ailesi ile birlikte zorunlu ikamete mecbur edildi. Akıl sağlığı bir süre sonra düzeldi. İki yıl sonra Ali Suavi vakası patlak verince ailesiyle beraber Çırağan’ın bugün Beşiktaş Anadolu Lisesi olarak kullanılan harem binasına nakledildi. Bu olaya kadar tanınan bir takım serbestlikler tamamen kaldırılmış ve eski padişah ailesi ile beraber pek çok mahrumiyetlere maruz kalmıştır. Akıl sağlığına tekrar kavuştuğu yönündeki söylentilerin maiyetindeki bazı kalfalar tarafından ortalığa yayılması bu tedbirlerin alınmasında etkili olmuştur. Çırağan’ın dışarı ile tamamen irtibatının kesilmesi ve sıkı bir tarassut altına alınması bu dönemdedir. Ailesi ve maiyetindekilerle beraber kalabalık bir grubu oluşturmuşlar ve bu zümreye “Çırağanlılar” adı verilmiştir. Günlerini piyano çalarak, torunlarına ithaf ettiği besteler yaparak ve onların müzik yönünde eğitimleriyle ilgilenerek geçirdi. 28 yıl süren bu uzun mahrumiyet yıllarında ailesi genişlemekle beraber kayıplar da yaşanmıştır. Çırağan yıllarında iki kızı, sekiz torunu ve Şehzade Ahmed Nihat Efendi’nin oğlu olan torun çocuğu Şehzade Ali Vasıb Efendi dünyaya gelmişlerdir (1903). Bununla beraber Fehime Sultan’ın annesi Meyliservet Kadınefendi, kızı Aliye Sultan, torunu Celile Sultan, Selahaddin Efendi’nin ölü doğan iki oğlu ve üç gelini vefat etmiş bu kayıplar eski padişahı derinden sarsmıştır. Özellikle büyük bir sevgiyle bağlı olduğu annesi Şevkefza Valide Sultan’ın vefatından sonra günlerce kimseyle görüşmemiş, yemek yemeği bile reddederek kederini uzun zaman yaşamış, eski günlerindeki hayata bağlı halinden eser kalmamıştır. Kızı Hadice Sultan’ın, II. Abdülhamit’in damadlarından Kemaleddin Paşa ile giriştiği bir gönül ilişkisinin açığa çıkması üzerine şeker hastalığına yakalanmış ve bu rahatsızlığına eşlik eden kanlı basurunda etkisiyle 29 Ağustos 1904 ‘de vefat etmiştir. Sultan II. Abdülhamit tarafından sessiz sedasız ve gösterişsiz şekilde Yeni Camii Türbesi’nde annesinin yanına defnedilmesi emredildi. Cenazesi Topkapı Sarayı’na nakledilmiş, padişahlara mahsus şekilde Hırka-i Saadet Dairesi’nde gasledilerek teçhiz ve tekfini yapıldıktan sonra cenaze namazı için Sirkeci’ye getirilmiştir. Burada halkın dikkatini çekmemek ve herhangi bir taşkınlığı engellemek için askeri birlikler kordon oluşturarak sıkı tedbir almalarına rağmen, bazı gruplar kordonu aşarak tabuta ulaşmışlar ve eski padişaha duydukları saygıyı göstermişlerdir. Yeni Camii Turhan Valide Sultan Türbesi’ne ek olarak inşa edilen Cedid Havatin Türbesi’nde annesinin yanına defnedildi.
Kişiliği ve özel hayatı
Çocukluğunda iyi bir eğitim alan Sultan V. Murat, iyi derecede Fransızca öğrendi. Okumaya ve edebiyata oldukça düşkündü. Fırsat buldukça Fransa’dan getirtiği kitapları, yabancı gazeteleri uzun uzun okur, veliahtlık döneminde Ziya Paşa, Namık Kemal gibi o devrin birçok şairi ile sohbetlerde bulunurdu. Müziğe de meraklı olan Sultan V. Murat, hem piyano çalar hem de batı müziği dalında besteler yapardı. Schottich ve Valse bilinen eserleridir. Sultan Vahideddin’in deyişiyle ;
“Biraderi ( V.Murat’ı) terazinin bir tarafına, biz diger yedi biraderi öbür tarafına koysalar birader ağır basardı”.
dediği kaynaklarda belirtilmiştir. Ailesine ve maiyetine karşı son derece kibar muamelede bulunan, gerçek nezaket sahibi, hassas bir duygu yapısına sahip, hitabeti ve davranışları ile çevresindeki kişileri etkileyebilen değerli bir kişilik yapısına sahipti.
Ailesi
Eşleri
1. Elru Mevhibe Baş Hatun
2. Reftar-ı Dil Valide Sultan
3. Şayan Kösem Sultan
4. Meyl-i Servet Haseki Sultan
İkballeri
1. Resan Hanımefendi: Baş İkbal
2. Cevher-riz Hanımefendi: İkinci İkbal
3. Nev-Dürr Hanımefendi: Üçüncü İkbal
4. Remiş-Naz Hanımefendi
5. Filiz-ten Hanımefendi
Gözdeler
1. Visal-i Nur Hanım: Gözde
Erkek çocukları
1. Şehzade Mehmed Selahaddin Efendi
2. Şehzade Süleyman Efendi
3. Şehzade Seyfettin Efendi
Kız çocukları
1. Hadice Sultan
2. Fehime Sultan
3. Fatma Sultan
4. Aliye Sultan

Kaynak;http://www.sanalbilgin.net/32-sultan-besinci-murad-1876-1876/#more-765

Sultan İkinci Abdülhamid (1876-1909) / Osmanlı Padişahları


SULTAN İKİNCİ ABDÜLHAMİD (1876 – 1909)

II. Abdülhamid (Osmanlıca:`Abdü’l-Hamīd-i sânî- d. 21 Eylül 1842 – ö. 10 Şubat 1918), Osmanlı İmparatorluğu’nun 34. padişahı ve 99. İslam halifesidir.
Sultan Abdülmecid’in oğludur. Henüz 10 yaşındayken annesi Tirimüjgan Sultan ölünce, bakımını Abdülmecid’in diğer çocuksuz eşi Piristû Kadın Efendi üstlendi. Piristû Kadın Efendi, Abdülhamid’i kendi çocuğu gibi büyüttü.
Babasının ölümünden sonra yerine geçen amcası Abdülaziz diğer şehzadelerle birlikte Abdülhamid’in eğitimiyle de yakından ilgilendi. 1867 yılında çıktığı Avrupa gezisine Abdülhamid’i de beraberinde götürdü.

Amcası Abdülaziz’in 1876′da tahttan indirilmesi ve şüpheli koşullarda ölümü, ağabeyi V. Murat’ın tahta geçirildikten üç ay sonra ruhsal çöküntü geçirdiği iddiasıyla görevden alınarak Çırağan Sarayı’na hapsedilmesi olaylarına tanık oldu. 31 Ağustos 1876′da padişah ilan edildi ve 7 Eylül günü Eyüp’te kılıç kuşandı.[1] Ağabeyinin yerine tahta geçirildikten sonra, her iki saltanat değişiminin mimarı olan Mithat Paşa’yı sadrazam yaptı.
33 yıl padişahlık yaptıktan sonra 27 Nisan 1909′da tahttan indirildi. 3 yıl Selanik’teki Alatini Köşkü’nde ev hapsinde tutulduktan sonra 1912′de İstanbul’daki Beylerbeyi Sarayı’na getirildi. 10 Şubat 1918′de İstanbul’da vefat etti. Mezarı, büyük babası için Divanyolu’nda yaptırılmış Sultan II. Mahmut Türbesi’inde bulunmaktadır.
Siyasi olaylar
Tahta çıkışı ve Birinci Meşrutiyet
Abdülhamid tahta çıktığında Osmanlı İmparatorluğu büyük bir bunalım içindeydi. 1871′de Âli Paşa’nın ölümünden sonra saray ile Bâb-ı Âli arasındaki çekişme alevlenmiş, 1875′te devlet borçlarını ödeyemez hale düşerek Muharrem Kararnamesi ile moratoryum ilan etmiş, Rusya’nın başını çektiği Panslavizm akımının etkisiyle Balkanlar’da ulusal ayaklanmalar baş göstermişti. Yurt içinde meşrutiyet yanlısı görüşler güçleniyor, hatta padişahlığın tasfiyesiyle cumhuriyet ilânı fikri tartışmaya açılıyordu.
Abdülhamid, tahta geçmeden Mithat Paşa’ya verdiği taahhüt uyarınca 23 Aralık 1876′da, ilk Osmanlı anayasası olan Kanun-ı Esasî’yi ilan etti. Meclis-i Mebusan ve Ayan Meclisi üyelerinden oluşan ilk meclis 19 Mart 1877′de açıldı. Böylece I. Meşrutiyet dönemi başladı. Padişah ile meclisin ülkeyi birlikte yönetmesi ilkesine dayanan anayasayla yargı bağımsızlığı ve temel haklar güvence altına alınmasına rağmen egemenliğin esas kaynağı yine padişahtı. Abdülhamid, Kanun-ı Esasî’nin 113. maddesiyle kendisine tanınan “idari sürgün yetkisi”ni kullanarak, daha meclis toplanmadan Mithat Paşa’yı sürgüne yolladı.
93 Harbi
Rusya’nın Balkanlar’da ıslahat için verdiği tekliflerin 12 Nisan 1877′de İbrahim Ethem Paşa hükümeti tarafından reddedilmesi üzerine 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus Savaşı patlak verdi. Abdülhamid’in karşı olmasına rağmen Mithat Paşa, Damad Mahmud Paşa ve Redif Paşa gibi devlet adamlarının ısrarlarıyla girilen savaşta Rus orduları Balkan ve Kafkas cephelerinde Osmanlı kuvvetlerini bir dizi yenilgiye uğratarak doğuda Erzurum’u, batıda ise Bulgaristan’ın tamamı ile Trakya’nın İstanbul surlarına kadarki kısmını işgal ettiler. Meclis-i Mebusan’da hükümetin savaş politikalarına yöneltilen ağır eleştiriler üzerine Abdülhamit, meclisi 18 Şubat 1878′de tatil etti. Taki eden 30 yıl boyunca meclisi bir daha toplantıya çağırmadı ve bu süre zarfında meşrutiyet anayasası olan Kanun-ı Esasî’yi kağıt üzerinde de olsa muhafaza ederek, aldığı kararları yine bu anayasaya göre yürürlüğe koydu.
93 Harbi, 3 Mart 1878′de İstanbul surları dışındaki Ayastefanos’ta karargâh kuran Rus kuvvetlerinin dikte ettiği Ayastefanos Antlaşması ile sona erdi. Anlaşmaya göre; Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı, sınırları Tuna’dan Ege’ye, Trakya’dan Arnavutluk’a uzanacak bağımsız bir Bulgaristan Prensliği kurulacak, Bosna-Hersek’e iç işlerinde bağımsızlık verilecek, Sırbistan, Karadağ ve Romanya tam bağımsızlık kazanacak ve sınırları genişletilecek, Kars, Ardahan, Batum ve Doğubeyazıt Rusya’ya verilecek, Teselya Yunanistan’a bırakılacak, Girit ve Ermenistan’da ıslahat yapılacak, Osmanlı İmparatorluğu Rusya’ya 30 bin ruble savaş tazminatı ödeyecekti. Oldukça ağır şartlar içeren bu antlaşmaya, Rusya’nın aşırı derecede güçlenmesinden kaygı duyan diğer Avrupa devletleri karşı çıktılar. 13 Temmuz 1878′de Ayastefanos Antlaşması’nın yerine geçen Berlin Antlaşması imzalandı. Yeni antlaşmayla Rusya’nın toprak kazanımları geri alındıysa da, Romanya ve Karadağ’a bağımsızlık verilirken, Bulgaristan’da Almanya ve Avusturya himayesinde özerk bir prenslik oluşturuldu.
Toprakları elde tutma dönemi
Berlin Antlaşması, Doğu Anadolu’daki Ermenilerin Rus himayesine yönelmelerine engel olmak amacıyla, Osmanlı İmparatorluğu’ndan bu bölgedeki Ermenilerin durumunu düzeltmeye yönelik bir dizi reform yapmasını talep etti. Abdülhamid yönetiminin bu reformları ertelemesi ve bölgedeki Kürt aşiretlerini muhtemel bir Ermeni isyanına karşı silahlandırma yoluna gitmesi üzerine Ermeniler arasında devrimci ve milliyetçi örgütler güç kazandı. 1887′de Maraş’a bağlı Zeytun’da, 1891′de ise Siirt’e yakın Sason’da Ermeni devrimci örgütlerince desteklenen direniş hareketleri başlatıldı. 1895′te bu olayların ülke çapında bir ihtilale dönüşmesi olasılığının doğması ve İstanbul’da Ermeni örgütlerinin Kumkapı’da Batı kamuoyunu etkilemeye yönelik bir ayaklanma düzenlemesi üzerine Kâmil Paşa hükümeti tarafından Anadolu’da Ermeni topluluklarına yönelik sert bastırma tedbirleri alındı. IV. Ordu Komutanı Müşir Zeki Paşa, Ermeni isyanını bastırmakla görevlendirildi. Doğuda Kürt aşiret reisleri Hamidiye Alayları adı altında düzensiz milis birliklerinde örgütlendi. 1895 yazında tüm Anadolu taşrasında gerçekleşen kanlı olaylar Batı kamuoyunda genellikle “Ermeni katliamı” olarak değerlendirildi; liberal Avrupa basınında Abdülhamid aleyhine şiddetli bir kampanya başlatılmasına sebep oldu.
1897 yılında, Girit’in Yunanistan’a ilhakını isteyen Yunan hükümetinin Tesalya sınırında ihlallere girişmesi üzerine “barut kokusu” artık duyulmaya başlamıştı. Bunun üzerine vükela meclisi Mâbeyne çağrıldı. Padişah tarafından, durumun müzakere ve bir neticeye bağlanması için emredildi. Meclis ara vermeden 56 saat durumu konuştu. Herkes Yunanlılara harp açılmaması yolunda fikirler ileri sürdü. Bunu söyleyenler, ülkenin durumunun iyi olmadığını izah ederek: -Harbe girmek hata olur, diye rey veriyorlardı. Bu fikrin baş müdafii İzzet Paşa idi. Zaman zaman dışarı çıkarak padişahın yanına gidiyor, müzakereler hakkından bilgi veriyordu. Fakat Rıza Paşa ve birkaç devlet adamı, eğer Yunanistan’a karşı korkak bir tavır içine girilirse, bütün Rumeli’nin parçalanacağını ve belki de İstanbul’un tehlikeye düşeceğini savundular ve Sultan II. Abdülhamid ile gizlice görüşerek bu fikirlerini ona bildirdiler. Savaş taraftarı olan padişah hemen hazırlıkların yapılmasını istiyordu.
İşte tam bu sırada harekete geçen Yunan ordusu Alasonya’ya saldırdı. Hazırlıksız bulunan Yanya’daki Osmanlı tümeni, Yunan birlikleri önünden ric’at etmek zorunda kaldı. Bunun üzerine İstanbul’daki I. Ordu, Umum Kumandanı Ethem Paşa kumadasında Yunanistan üzerine harekete geçti. Birkaç gün içinde Yenişehir’i (Tesalya) ele geçirdi. Daha sonra Atina yolu üzerindeki Milona geçitlerine geldi ve burasını savunan Yunan ordusunu, 23 Nisan 1897 günü büyük bir mağlubiyete uğrattı. Milona Meydan Savaşı ile, Avrupalıların, geçilemez de dikleri bu geçitleri aşan ordu, güneye çekilen Yunan ordusu ise, Atina ile Tesalya arasındaki Dömeke’de yeniden karşılaştı. Yunanlıların son müdafaa hatları olan Dömeke’de, 25 bin kişilik Yunan ordusu perişan edildi ve bir daha toparlanamadan darmadağın edildi. Bu muharebede Abdülezel Paşa şehid düştü. Ordu hızla ilerleyerek birkaç saat içinde Atina’ya girdi.
15-17 Mayıs tarihinde Dömeke’de yapılan muharebede Yunan ordusu kesin bir yenilgiye uğradı. Avrupa devletlerinin müdahalesi ile mütareke yapıldı. Osmanlı lehine Tesalya sınırındaki bazı küçük değişiklikler dışında savaştan önceki sınırlara dönüldü. Yunanistan Osmanlı Devleti’ne 4 milyon lira savaş tazminatı ödemeyi kabul etse de bu tazminat tahsil edilemedi. Oysa buna karşılık Girit’e özerklik verilmişti.
İttihatçılar tarafından Abdülhamid dönemine “Devr-i İstibdâd” (İstibdat Dönemi) adı verilir.
Tedbir Dönemi
II. Abdülhamid Meclis’i kapatarak yönetimi kendi eline aldıktan sonra Osmanlı tarihinde ilk defa geniş kapsamlı bir polis ve istihbarat örgütü kurdu. 1880 yılında Yıldız İstihbarat Teşkilatını kurdu[5]. Çok sayıda hafiyeden oluşan bu örgütün amacı Abdülhamid’in siyasi rakipleri hakkında bilgi toplamak ve Abdülhamid’e karşı hazırlanan darbe veya ayaklanma girişimlerini önlemekti. Hafiyeler sadece kendi başlarına bilgi toplamakla kalmıyor, halk arasında çok sayıda kişiye maaş bağlayarak geniş bir istihbarat ağı oluşturuyorlardı. Jurnalci adı verilen bu kişiler Abdülhamid yönetimine karşı olabilecek faaliyetleri bildiriyorlar, böylece her türlü hareketin önü önceden kesilmiş oluyordu.
* Abdülhamid’in dönemi bazı uzmanlarca Osmanlı Devleti’nin ömrünü 30-40 yıl daha uzatmış olduğu ileri sürülmüştür:
* Düvel-i Muazzama’nın bu meclisin açılmasını demokrasi ve insan hakları için değil, kendi adamları olan milletvekilleri eliyle iç idareye daha rahat karışabilmek için istediği öne sürülmüştür.
* İcrayı baskı altında tutan bir meclis vardı.
* Azınlık milletvekilleri, her bir grup arkasına bir Avrupa Devletini alarak, üyesi olduğu bağımsız devletler kararı çıkarmak için uğraşmaktaydılar. Girit, Teselya ve Yanya’nın Yunanistan’a bırakılması gerektiğini ifade eden vekiller çıkmıştır.
II. Abdülhamid, 13 Şubat 1878′de Meclisi tatil etti.
Durumdan rahatsız olan İngiltere, V. Murat’ı Padişah, Mithat Paşa’yı sadrazambaşbakan yapmak için Genç Osmanlılardan Ali Suavi’yi tahrik ederek tarihe Çırağan Baskını olarak geçen başarısız darbeyi yaşattı. 23 ihtilâlcinin ölümü ile sonuçlanan bu sonuçsuz darbe, II. Abdülhamid’in hafiyye denilen gizli teşkilâtını kurarak daha sıkı idareyi ele almasına mecbur etti.
İkinci Meşrutiyet
Abdülhamid’in örfi yönetimine karşı muhalefet de giderek güçlendi. 1889′da İttihat ve Terakki Cemiyeti kuruldu. 1908′de İttihat ve Terakki yanlısı bazı subaylar Manastır ve Selanik kentlerinde ayaklandılar. Bu baskıların üzerine, Abdülhamid 24 Temmuz 1908′de anayasayı yeniden yürürlüğe koymak zorunda kaldı ve II. Meşrutiyet ilan edildi. Yapılan seçimlerle oluşturulan yeni meclis 17 Aralık 1908′de açıldı.
Artan huzursuzluklar ve İttihat ve Terakki karşıtlarının baskıları sonucunda, 13 Nisan 1909′da İstanbul’da ayaklanma çıktı. Rumi takvimle 31 Mart günü patlak verdiği için bu ayaklanma 31 Mart Olayı olarak bilinir. Selanik’te kurulan Hareket Ordusu 23-24 Nisan gecesi İstanbul’a girerek ayaklanmayı bastırdı.
İkinci Meşrutiyet dönemi ağırlıklı olarak İttihat ve Terakki hükümetlerinin yönetiminde geçti. Devlet yönetiminde İttihat önderleri Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa etkili oldular. Bu dönemde Osmanlı Devleti, Trablusgarp, I. ve II. Balkan Savaşları ve I. Dünya savaşlarına girdi. I. Dünya Savaşı’nın hemen ardından VI. Mehmet, İtilaf Devletleri’nin baskısıyla 21 Aralık 1918′de parlamentoyu kapattı.
31 Mart Ayaklanması ve Tahttan İndirilişi
12 Nisan’ı 13 Nisan’a bağlayan gece, Taksim Kışlası’ndaki Avcı Taburu’na bağlı askerler subaylarına karşı ayaklanarak kendilerine önderlik eden din adamlarının peşinde Heyet-i Mebusan’ın önünde toplandılar ve ülkenin şeriata göre yönetilmesini istediler. Hüseyin Hilmi Paşa hükümeti ayaklanmacılarla uzlaşma yolunu seçti ve hükümet üyeleri tek tek istifa etti.
Abdülhamid, olayların başlama sebebini hatıratında şu şekilde anlatır:
Vekâyi’ın(olayların) ve acemi bir idârenin hergün bir sûretle izhâr ettiği mevâdd-ı müşte-ıle(tahrik edici hususlar) elbette infilâk edecekti. Hatta 31 Mart’a kadar te’hîri bile şâyân-ı hayrettir. Hiçbir kimseye hesap vermek mecburiyetinde bulunmadığım bir zamanda, ma’a’l-kasem(yemin ederek) te’mîn ederim ki ben bir fenalık olmamasına elimden geldiği kadar çalıştım. Tehlikenin te’ehur-i vuku’unda(gerçekleşmesinin gecikmesinde) bu mesâ’î-i hayır-hâhânenin dahli bulunduğunu zannederim.
Ayaklanma Heyet-i Mebusan üzerinde de etkili oldu. O gün İttihat ve Terakki üyesi mebuslar, can güvenlikleri olmadığı için meclise gitmediler. Bazıları İstanbul’dan uzaklaşırken, bazıları da kent içinde gizlendi. Bu arada ayaklanmacılar İttihatçı subaylarla mebusları buldukları yerde öldürüyorlardı. Hükümetin ve meclisin etkisiz kalmasıyla, II. Abdülhamid yeniden duruma egemen oldu. Ayaklanmayı başlatan muhalefet ise, herhangi bir programdan yoksun olduğundan önderliği elde edemedi.
İstanbul’da denetimi elinden kaçıran İttihat ve Terakki asıl güç merkezi olan Selanik’teki 3. Ordu’yu harekete geçirdi. Böylece ayaklanmayı bastırmak üzere Hareket Ordusu kuruldu.Ayaklanmacılar 23 Nisan’ı 24 Nisan’a bağlayan gece İstanbul’a girmeye başlayan Hareket Ordusu’na başarısız bir direniş çabasından sonra teslim oldular. Heyet-i Mebusan ve Heyet-i Ayan da bir gece önce Yeşilköy’de toplanarak Hareket Ordusu’nun girişiminin meşruluğunu onaylamışlardı.
Diğer bir iddiaya göre 31 Mart ayaklanmasını İttihat Terakki, İngiltere ve Abdulhamid’e Filistin nedeniyle husumet besleyen Mason teşkilatları tertip ederek Abdulhamid’i tahttan indirmeyi amaçlamışlardır. Nitekim Abdulhamid’in tahttan inmesiyle Yahudiler Filistin’de toprak satın alma izni almışlardır. İttihad Terakki ise hiçbir etkisi olmayan padişah Vahidettin sayesinde yönetime tamamen hakim olmuştur. Abdulhamid’ten sonra imparatorluk hızlı bir parçalanma sürecine giderek İngiltere de istediğini elde etmiş oldu.
Ayaklanmanın bastırılmasından sonra sıkıyönetim ilan edildi ve ayaklanmacıların önderleri divanıharpte yargılanarak ölüm cezasına çarptırıldılar. Muhalefet hareketi önemli kayıplara uğradı. Ama en önemli gelişme, Meclis-i Umumi Milli adı altında birlikte toplanan Heyet-i Mebusan ve Heyet-i Ayan’ın 27 Nisan’da II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesini, yerine V. Mehmed’in geçirilmesini kararlaştırmasıydı.Ayrıca II. Abdülhamid’in İstanbul’da kalması da sakıncalı bulunarak Selanik’te oturması uygun görüldü. Divanıharp II. Abdülhamid’i yargılamak istediyse de, yeni kurulan Hüseyin Hilmi Paşa hükümeti bunu kabul etmedi.
Abdülhamid, Selanik’ten gelen Hareket ordusuna karşı herhangi bir direniş göstermedi. Kendi hatıratında bunu kardeş kanı dökülmesin diye yaptığını yazar. Oysa Osmanlı Paşaları bu toplama orduyu rahatlıkla geri püskürtebileceklerini padişaha arz etmişlerdi.
Adı
II. Abdülhamid’in ismi Latin harfli Türkçe metinlerde Abdülhamit, Abdülhamid, Abdulhamit, Abdulhamid gibi değişik imlalar ile yazılır. Türk Dil Kurumu, günümüzde Abdülhamit şeklindeki yazımı benimsemiştir.
Şahsiyeti
Fiziksel görünümü ve kişiliği
Sultan Abdülhamid uzunca boylu, esmerce tenli, uzunca burunlu, ela gözlü, hafif kıvırcık sakallı idi. Zeka ve hafızasının güçlü olduğu, açık bir tarzda konuştuğu, kendisine anlatılanları uzun müddet sabırla dinlediği söylenir.
Sultan Abdülhamid oldukça dindar bir insandı. Kızı Ayşe Sultan babasının dindarlığını şöyle anlatmıştır:
“ Babam doğru ve tam dinî itikada sahip bir Müslümandan başka biri değildir. Beş vakit namazını kılar, Kur’ân-ı Kerîm okurdu. Daima camilere devam ettiğini, Ramazanlarda Süleymaniye Camii’nde namaz kıldığını, o zamanlar camide açılan sergilerden alışveriş ettiğini hikâye tarzında anlatırdı. Babam herkesin namaz kılmasını, camilere devam edilmesini çok isterdi. Sarayın husus’i bahçesinde beş vakit Ezân-ı Muhammedi okunurdu. Babamın bir sözü vardı: “Din ve fen,” derdi. “Bu ikisine de itikat etmek caiz” olduğunu söylerdi. ”
Sultan Abdülhamid çalışkan bir padişahtı. Günde muntazam 15-16 saat çalıştığı söylenmektedir.Çalışma saatleri dışında hobi olarak marangozlukla uğraştı. Gençliğinde binicilik, yüzme, atıcılık, güreş gibi sporlar yaptı. Tiyatro ve operaya ilgi duyardı. Yıldız Sarayı’nda yaptırdığı tiyatroda çeşitli oyun ve operaları hususi olarak getirtir ve ailesiyle birlikte seyrederdi. En sevdiği piyeslerden birisi, ünlü Alman şairi Friedrich Schiller’in Haydutlar adlı eseriydi. La Traviata, Aida, Carmen, Faust, Manon en sevdiği operalardandı.
Kitap koleksiyonu
Abdülhamid matbaa ve yayın işlerine çok meraklıydı. Modern matbaa makinelerini Türkiye’ye getirtip kaliteli divan eserleri bastırdı. Mesela Cem Sultan Divanı’nı bastırıp bazı nüshalarını İngiltere’ye, Almanya’ya ve Amerika’ya göndertti.
Abdülhamid dedektif romanlarına ve seyahatnamelere çok meraklı bir padişahtı. Abdülhamid’in 2 ile 5 bin adet arasında olduğu rivayet edilen bir polisiye roman koleksiyonu vardı, bunların birçoğu Yıldız yağması sırasında ortadan kayboldu. Sherlock Holmes’un bütün maceralarını eksiksiz olarak Osmanlıcaya tercüme ettirmişti.
Abdülhamid Yıldız Sarayı’nda çok büyük bir kütüphane kurdurtmuştu. Bu kütüphane 4 bölümden oluşmaktaydı:
1. Yabancı dillerde Türkiye ile ilgili yazılmış eserler: Bunların içerisinde elyazması pek çok kitap vardır. Bunlar özel olarak tercüme ettirilerek telif hakkı ödenmiş kitaplardır. Dolayısıyla bunları basmak ve dağıtmak yasaktı. Tek nüshadırlar.
2. Gazeteler: Kütüphane, Avrupa’da çıkan bütün önemli gazetelere aboneydi. Dolayısıyla son derece zengin bir süreli yayın koleksiyonu mevcuttu.
3. Roman ve hikâyeler: 6.000 kadar kitap özel olarak saray için çevrilmişti. Bu romanlar haremde de okunur ve elden ele gezer, sonra kütüphaneye teslim edilirdi. Mesela Carmen Silva’nın bütün eserleri mevcuttu. Kütüphanenin bir de Arapça ve Farsça eserleri içeren kısmı vardı ama bu kısım diğerlerine nazaran fakirdi.
4. Coğrafya ve seyahatnameler: Yıldız Sarayına kapanmış bir hayat süren Abdülhamid’in dünyayı bu eserler sayesinde tanıdığı ve takip ettiği söylenir.
Hakkındaki görüşler
Özellikle Ermeni isyanını bastırırken kullandığı tedbirler nedeniyle batılı tarihçiler ve muhalifleri tarafından “kızıl sultan” diye anılmıştır.Öte yandan, taraftarları onu “ulu hakan” gibi yüceltici lakaplarla anarlar. Abdülhamid, baskıcı rejimi, azınlıklara karşı uyguladığı sert siyaset ve muhafazakârlığı nedeniyle, günümüzde hâlâ onu destekleyen genellikle sağ siyasi çevreler ile eleştiren sol çevreler arasında bir tartışma odağı olmaya devam etmektedir.
Önceleri İttihat ve Terakki Fırkası içinde Sultan Abdülhamid’e karşı olan Filozof Rıza Tevfik ve Süleyman Nazif sonradan duymuş oldukları pişmanlıklarını şiirleri ile dile getirmişlerdir.
“ Padişahım gelmemişken ya da biz,
İşte geldik senden istimdada biz,
Öldürürler başlasak feryada biz,
Hasret olduk eski istibdada biz
- Süleyman Nazif
İlber Ortaylı’ya göre Dünyanın son hükümdarı, son evrensel imparator II. Abdülhamid Han’dır.
Abdülhamid’in idare tarzı azami müsamahadır. Atatürk , Kaynak : Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı , sf 327 , Mustafa Armağan
Dünyâda 100 gram akıl varsa, bunun 90 gramı Abdülhamîd Han’da, 5 gramı bende, kalan 5 gramı da diğer dünyâ siyâsîlerindedir. ( Alman Milli Birliğinin kurulmasını gerçekleştiren meşhur Alman devlet adamı, Prens Bismarck
Ayıp, ayıp. Bu adam 32 sene Hakan ve Halife idi. Sultan Hamid için şu söylenen, yazılan, çizilenlerin büyük kısmının yalan ve iftira olduğunu bildiğimiz halde, nasıl tahammül edip imkân veriyoruz? Bu iftira selinin yarınki muhatapları da bizler olacağız. Ahmet Rıza Bey’den Talat Paşa ve Eyüp Sabri Bey’e
Kızıl Sultan iddası, Albert Vandal adlı bir Fransız yazar tarafından ortaya atılmıştı. Atılış sebebi de, Abdülhamid’in Ermeni isyanlarını bastırtmış olmasıdır. Başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupa kamuoyunda Abdülhamid’in kan dökücü bir padişah olduğu propagandası başlatıldı. İşte “Kızıl”, yani kan döken Sultan lakabı bu sırada asıldı boynuna. Hadi Ermenilerin böyle demesini anladık; iyi ama bir tekini bile idam ettirmemiş olan Abdülhamid’e Jön Türkler neden “Kızıl Sultan” dediler? 1915′te yüzbinlerce Ermeni’yi tehcir ettirecek olanlar, 25 yıl önce Ermeni propaganda ordusunun neferleri olmakta sakınca görmemişlerdi. Kaynak:”Abdülhamid hakkında yanlış bildiğimiz 10 şey, Mustafa Armağan’ın 15 Şubat 2009, Pazar günü yazısı ”
Projeleri
Gerçekleştirdiği projeler
Ordu’nun Modernleştirilmesi ve Donanmanın Durumu:
1879′da Osmanlı İmparatorluğu’nun hezimetiyle sonuçlanan 93 Harbi’nden sonra, Sultan II. Abdülhamid Rus Yayılmacılığı’na karşı Osmanlı Ordusu’nun modernleşmesi gerektiğine karar verdi ve bu yayılmacılıktan etkilenen diğer ülke olan Almanya ile işbirliğine karar verdi. Aralarında sonradan Müşir rütbesi verilecek olan Baron Von der Goltz komutasında bir Alman askeri heyeti İstanbul’a geldi. Von der Goltz, askeri okullarda köklü reformlar gerçekleştirip genç subayların yetiştirilmesi için önkoşulları oluşturdu. Ancak bununla birlikte von der Goltz, Türk generallerinin günümüze kadar dayanan, herkesten daha modern yöntemlerle eğitilmiş olma ve en yeni askeri teknolojileri takip etme bilincinin temel taşını oluşturdu. Mamafih, Prusya geleneğinin bir diğer temeli olan askerlerin sivil siyasete karışmama prensibini aşılamakta başarılı olamadığı Babıali Baskını ile ortaya çıktı.
II. Abdülhamit döneminde, borçların artmaması, genel durum vb. (ki gemiler hep borçlarla alınıyordu.) sebepler yüzünden Osmanlı donanmasının gücü azaldı. Osmanlı Donanması Haliç Tersanesi’nde kalmıştır. Bu dönemde dünyada ilk kez Osmanlı tarafından denenen Abdülhamid ve Abdülmecid zırhlı denizaltıları denemelerde başarılı olmuştur. Ayrıca, ilk deniz müzesi de bu dönemde açıldı. (1897)[19][20] Ancak, çeşitli sebeplerden dolayı Osmanlı Devleti denizaltı yarışına I. Dünya Savaşı’nda elinde tek denizaltı bile olmadan devam etmiştir. En uzun süre Bahriye Nazırlığı yapan Hasan Hüsnü Paşa döneme damga vurmuştur.
Ordunun von der Goltz tarafından yeniden yapılandırılmasıyla birlikte Osmanlılar, Krupp ve Mauser gibi Alman şirketlerine ilk kapsamlı silah siparişlerini verdiler. Von der Goltz, Almanya’nın ve Osmanlı Devleti’nin Doğu’daki nüfuzunu garantilemek için Bağdat tren yolunun inşa edilmesini de destekledi. Bu fikir, yeni pazarlar bulmak için tren yollarının yapılmasını destekleyen Alman ekonomisinin çıkarlarıyla da örtüşüyordu. 1888 yılında Sultan II. Abdülhamid, Bağdat tren hattı inşaası lisansını, Alman Bankası Deutsche Bank tarafından yönetilen bir Alman konsorsiyumuna verdi.
Osmanlı Ordusunun modern silahlar kullanmaya başlaması, 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nda hemen semeresini gösterdi. Osmanlı Ordularının Atina’yı tekrar ele geçirmelerine ancak Rus Çarı II. Nikolay’ın Sultan II. Abdülhamid’e haber göndererek, eğer derhal ateş-kes sağlanmazsa Rus Ordularının Erzurum’a hücum edeceğini bildirmesi engel oldu.
Eğitim
İlk kız okulları II. Abdülhamid zamanında açılmıştır. Nitekim bilgili bir kişi olan Abdüllatif Subhi Paşa’nın ilk defa bir kız sanat okulu açma teşebbüsünde tereddüt geçirmesi ve titizlenmesi üzerine Abdülhamid, Sen mektebi aç, ben arkandayım, diyerek açıktan destek vermiş ve çevresini, daima kızların okuması için ilk adımları atmaya teşvik etmiştir.
Osmanlı tarihinin en canlı eğitim hamlesi, Abdülhamid dönemine rastlar. Sevan Nişanyan’ın hesaplamalarına göre Türkiye, Abdülhamid dönemiyle kıyaslanabilecek bir okullaşma düzeyine yeniden ancak 1950′li yıllarda ulaşabilmiştir. Mesela 1895′te TC sınırlarına tekabül eden bölgede bine yakın (835) ortaokul ve lise bulunuyorken 1923′te bu sayı 95′e düşmüştür. 1895′teki yüz bine yakın öğrenci sayısı (97.837), 1950-51 sezonunda aşağı yukarı aynı seviyede seyretmektedir (90.356). Öncesiyle kıyasladığımızda Abdülhamid dönemindeki eğitim patlaması daha görünür hale gelir. Tahta geçtiği yıl 250 olan rüşdiye sayısı 1909′da 900′e, 6 olan idadi sayısı 109′a çıkmıştır. 1877′de İstanbul’da sadece 200 tane modern ilkokul varken 1905′te 9 bine çıkmıştı. Her yıl ortalama 400 ilkokul açılmıştır ki, bu, Cumhuriyet döneminde bile kırılamamış bir rekordur.
Ulaşım
Büyük ölçüde gerçekleşen projelerden birisi Hicaz Demiryolu’dur. Bu proje Almanların finanse edip Haydarpaşa-Ankara arasında gerçekleştirdikleri Bağdat Demiryolu’nun aksine, finansmanıyla, inşaatıyla, tasarımıyla, İslam âleminden toplanan bağışlarla tamamen yerli bir girişimin eseridir. Sirkeci ve Haydarpaşa garları Abdulhamid’in yaptırdığı önemli binalardır. Haydarpaşa Garı’nın yapımına 30 Mayıs 1906′da başlanmıştır.
II. Abdülhamid zamanında bütün Anadolu’yu baştan başa dolaşacak bir karayolu ağının (şose şebekesinin) projelendirilip tatbikata geçirildiği çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. 1869 yılında getirilen bir sistemle halkın kara yollarının yapımına katılması sağlanmıştı. Buna göre 16-60 yaş arası erkek nüfus ile her hanenin sahip olduğu yük ve araba hayvanları senede 4 gün yol inşaatında çalışacaktı. Bu sayede inşaatın hızla bitirilmesi sağlanmıştır. Gümüşhane-Bayburt-Erzurum-Doğubeyazıt-İran kara yolu (1879) haricinde 12 bin kilometrelik bir güzergâha sahip Samsun-Bağdat şosesi 1895 yılma kadar tamamlanmıştı. Açılan yollar Samsun’a göçü başlatmış ve bu şehrin önemli ölçüde büyümesi Abdülhamid döneminde olmuştur.Bursa için de durum böyledir. Hem şehir içi, hem de şehirler arası yollarla Bursa, yeniden bölgenin önemli bir kara yolu kavşağı haline gelmiştir.
İletişim
İlk olarak 1877′de Posta Telgraf Teşkilatı konuya daha etkenlik kazandırmak amacı ile aynı isimle bakanlık haline getirildi. Ayrıca 27 Haziran 1900′de Posta Telgraf Teşkilatında ilk defa bir “havale kalemi” devreye sokulmuş, 30 Mayıs 1901′de Şehir Postaları kurulmuş, 30 Ağustos 1901′de ise postaların yerine daha hızlı ulaşabilmesi için demiryolları (o zamanki adı Şark Şimendiferleri) şirketiyle özel bir anlaşma yapılmıştır. Telefon ise Avrupa’da kullanılmaya başlandığı tarihten (1876) sadece 5 yıl sonra, yani 1881′de İstanbul’a getirilmiş ve sınırlı da olsa istifadeye sunulmuştur. Telgraf hatları döşenmesine onun zamanında hız verilmiş, hatta bu hatların her birinde meteorolojik gözlemler yapılması için talimat verilmiştir. Böylece telgraf hatlarının yaygınlaşmasıyla birlikte, hatların ulaştığı noktalardaki hava durumunun merkeze bildirilmesi imkân dahiline girmekte, böylece bu çabalar çağdaş ‘hava durumu’ raporlarımızın başlangıcını oluşturmaktadır.
Sağlık
1899 yılında, halen faaliyette olan Şişli Etfal Hastanesi’ni kurdu.
Teknolojik
Abdülhamit,1899 yılında Japon İmparatoru Meiji’ye hediye edilmek üzere Alamet isminde bir robot göndermiştir.Bu robot tarihte bilinen ilk robot olma özeliğini taşımıştır.Fakat Alamet isimli bu robot Ertuğrul Fırkateyni ile birlikte yapılan kazada yok olmuştur.
Sosyal yardımlaşma
25 Mart 1906 tarihli fermanıyla Okmeydanı’ndaki Darülaceze’yi kurdurmuştur.
Gerçekleştiremediği projeleri
II. Abdülhamid 20. yüzyılın başlarında İstanbul’da Haliç’e, dahası Boğaziçi’ne birer köprü yaptırmayı düşündü, bunun için projeler hazırlattı. Fernidan Arnoden adlı Fransız mimarın 1900 tarihinde bir, Boğaziçi Demiryolu Kumpanyası’nın iki Boğaz köprüsü projesi, gerçekleştirilememiş olsa da, en azından belgeleri, çizimleri, resimleri bulunmaktadır.
Gerçekleşemeyen ama projesi çizdirilen, fizibilitesi çıkartılan ve ihalesi yapılarak inşasına başlanan projelerden birisi de Yemen Demiryolu’dur. Raporu 1898′de o zamanlar Yemen Valisi olan (sonradan Sadrazam) Hüseyin Hilmi Paşa vermiş ve 1913 yılında inşasına başlanmıştır. Ancak İtalyan kuvvetlerinin Yemen’deki Cibana limanını topa tutmasıyla çalışmalar durmuş ve proje iptal edilmiştir.

Kaynak;http://www.sanalbilgin.net/33-sultan-ikinci-abdulhamid-1876-1909/#more-769

Sultan Mehmed Vahdeddin (1918-1922) / Osmanlı Padişahları


SULTAN MEHMED VAHDEDDİN (1918 – 1922)

VI. Mehmet Vahidettin (Osmanlı Türkçesi: Vâhidüddîn, Mehmed-i Sadis) (d. 2 Şubat 1861, İstanbul – ö. 15 Mayıs 1926, San Remo). Osmanlı Devleti’nin 36. ve son padişahı ve 115. İslam halifesidir.
Şehzadeliği
Sultan Abdülmecit’in sekizinci oğlu ve kendisinden önce tahta geçen V. Murat, II. Abdülhamit ve V. Mehmet Reşat’ın küçük kardeşidir.
Çok küçük yaşta anne ve babasını kaybetti. Sultan Abdülmecit’in ikballerinden Şayeste Hanımefendi tarafından büyütüldü. Tahta geçiş sıralamasında çok aşağılarda olduğu için gözden uzak bir yaşam sürdü. Gençlik yıllarında gizlice medrese derslerini takip etmiş, bu özelliği ile tahta çıktıktan sonra kendisine arz edilen şer’i konulara müdahale edebilecek derecede yetkinleşmiştir.
İlk evliliğini bu dönemde, ablası Cemile Sultan’ın sarayında görüp beğendiği Emine Nazikeda Hanım ile yapmıştır. Cemile Sultan, çok sevdiği Nazikeda üzerine başka bir eş almaması şartı ile Vahideddin’in talebini kabul edeceğini bildirdiğinde ablasının şartını kabul etmesine rağmen, bu evlilikten dünyaya Sabiha Sultan ve Fatma Ulviye Sultan geldikten sonra doktorların tıbben bir daha doğum yapamayacağı bildirilmesi üzerine eşinin de rızasını alarak başka evlilikler yaptı. 1912′de tek oğlu Mehmet Ertuğrul dünyaya geldi.
Ağabeyi II. Abdülhamit’in uzun padişahlığı sırasında, Çengelköy’de mimar Alexandre Vallaury’ye yaptırdığı köşkünde münzevi bir hayat yaşadı. Diğer şehzadeler hakkında padişaha jurnal yazmakla suçlandı.
V. Mehmet Reşat tahta geçtiğinde, Sultan Abdülaziz’in oğlu Yusuf İzzeddin Efendi veliaht oldu. Yusuf İzzettin’in 1 Şubat 1916′da bir yurt dışı seyahatine çıkacağı gün henüz aydınlatılamayan bir şekilde intiharı üzerine Vahidettin veliahtlık makamına yükseldi. 1917 Aralık ayında yaveri Mustafa Kemal Paşa eşliğinde beş haftalık Almanya seyahatine çıktı. 3 Temmuz 1918′de Sultan Reşat’ın ölümü üzerine 57 yaşında tahta çıktı.
Tahta çıkışından kısa bir süre sonra şöyle dediği anlatılır:
“Ben bu makam için hazırlanmadım. Çocukluğumdan beri vücutça rahatsız olduğumdan layikiyle tahsil edemedim. Yaşım kemale erdi, dünyada bir emelim kalmadı. Biraderle hangimizin evvel gideceğimiz malum olmadığından bu makamı bekleyişte değildim. Fakat takdiri ilahi böyle teveccüh etti, bu ağır vazifeyi deruhde eyledim. Şaşmış bir haldeyim, bana dua ediniz.”
Padişahlığı
1918 yazında tahta geçtiğinde Saltanata geçtiğinde ordu ve donanmaya bir Hatt-ı Hümâyun göndererek Başkomutanlığı üzerine aldığını bildirdi. Devlet yönetiminde aktif bir rol alacağının işaretlerini vermişti ancak iki büyük sorunla karşı karşıya idi: bir yandan, bir felakete dönüşen I. Dünya Savaşı’nı en az hasarla sona erdirmek; öbür yandan, 1913′ten beri imparatorluğa egemen olan İttihat ve Terakki rejimine karşı bir siyasi alternatif oluşturmak. Tahta geçer geçmez, İttihat ve Terakki önderliğine muhalefetiyle tanınan Mustafa Kemal Paşa’yı Suriye Cephesi kumandanlığına atadı.
8 Ekim 1918′de savaşın kaybedileceğinin anlaşılması üzerine Talat Paşa başkanlığındaki İttihat ve Terakki kabinesi istifa etti. Yerine Ahmet İzzet Paşa başkanlığında bir kabine kuruldu ve bu kabine savaşı bitiren Mondros Mütarekesi’ni 30 Ekim 1918′de imzalandı. İzzet Paşa’nın “artçı” kabinesinin de sadece 25 gün süren iktidardan sonra istifası üzerine Padişah yaşlı diplomat Ahmet Tevfik Paşa’yı 13 Kasım’da sadrazamlığa getirdi. Mustafa Kemal Paşa ile Vahdettin’in yolları ilk kez Mustafa Kemal’in şiddetle karşı çıktığı bu atama nedeniyle ayrıldı.
İstanbul’un İngilizler tarafından işgalinden sonra kurulan ve Mustafa Kemal ve arkadaşlarının idamına fetva alan ve 10 Ağustos 1920′de Sevr Anlaşması’nı imzalayan son Damat Ferit kabinesi, kurulduktan altı buçuk ay sonra istifa etti. Yeniden İhtiyar Tevfik Paşa başkanlığında kurulan ve nötr kişilerden oluşan yeni kabine, 1922 Kasımına kadar görünürde hükümet etmeye devam etti.
Türkiye’den ayrılışı ve Sürgün Yılları
Kurtuluş Savaşı 9 Eylül 1922′de İzmir’in Kurtuluşu ve 13 Ekim 1922′de Mudanya Mütarekesi ile sona erdi. Bu sırada İstanbul henüz İtilaf Devletlerinin askeri işgali altındaydı. 6 Ekim’de TBMM ordusunu temsilen Refet Paşa (Bele) komutasındaki bir askeri birlik İstanbul’a girdi. Bu günlerde basın organları Vahideddin aleyhinde geniş çaplı ve kamuoyunda etki yapan yayınlarda bulundular. Padişah Vahdettin’nin Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları hakkında ölüm fermanı imzalaması onun vatan haini olduğunu açıkça göstermekte olduğunu düşünen Halk arasında bazı gruplar hakaret ve tehdit içeren gösteriler yapmışlardır. Bu olaylar Vahiddin’in korkuya kapılmasına sebep oldu.
1 Kasım 1922′de Türkiye Büyük Millet Meclisi çıkardığı iki maddelik bir kanunla saltanatı kaldırdı. 4 Kasım’da son sadrazam Ahmed Tevfik Paşa istifa etti. 5 Kasım’da Refet Paşa, Babıali’deki bakanlıklara gönderdiği bir genelgeyle işlerine son verildiğini tebliğ etti. 17 Kasım sabahı Vahdettin, küçük oğlu Ertuğrul Efendi ve hareminin mensuplarıyla birlikte Dolmabahçe Sarayından bir kayığa binerek Boğaziçi’nde demirlemiş olan bir İngiliz zırhlısı ile Malta’ya gitmiştir.
İngilizler Vahdettin’in İngiltere’ye gelmesini kabul etmediği için devrik padişah bir süre Malta’da kaldı. 1922 sonunda Hicaz kralı Hüseyin’in daveti üzerine hacca gitti. 20 Nisan 1923′e dek Hicaz’da kaldı. İngiltere’nin baskısı üzerine buradan ayrıldı.
Bir süre İtalya’nın Cenova kentinde yaşadı. 11 Haziran 1923′te San Remo kasabasında Mısır kraliyet ailesinden bir prensin maddi yardımıyla kiralanan bir villaya taşındı. Bu dönemde başlangıç bölümünü kendi el yazısıyla yazdığı, kalan bölümlerini yakınlarına dikte ettirdiği anılarını kayda geçirmiştir.
16 Mayıs 1926′da San Remo’da kalp damarlarının tıkanmasından dolayı 65 yaşında hayatını kaybetti. Alacaklıları olan yaşadığı semtin manavı ve kasabı cenazesine haciz koydurmuşlardır. Kızı Sabiha Sultan mücevherlerini satarak borçlarını ödemiş ve cenazesi üzerindeki hacizi kaldıralarak, damadı Ömer Faruk Efendi’nin nezaretinde Beyrut’a getirilmiş, oradan Şam’a nakledilmiştir. II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan’ın ilk kocası olması sebiyle ailenin eski damadı sayılan, Suriye’nin o sıradaki Cumhurbaşkanı Ahmed Nami Bey’inde katıldığı, Suriye Hükümeti’nin düzenlediği resmi bir törenle Şam’da Süleymaniye (Selimiye) Camii haziresine defnedilmiştir.
Ailesi
Eşleri
1. Emine Nazik-Edâ Baş Kadın Efendi
2. İnşirah Hanımefendi
3. Şadiye Müveddet Kadınefendi
4. Nevvare Başhanımefendi
5. Nimet Nevzad Hanımefendi
Erkek çocukları
1. Mehmed Ertuğrul Efendi
Kız çocukları
1. Fenire Sultan
2. Fatma Ulviye Sultan
3. Rukiye Sabiha Sultan

Kaynak;http://www.sanalbilgin.net/category/padisahlar/

Sultan Mehmed Reşad (1909-1918) / Osmanlı Padişahları


SULTAN MEHMED REŞAD (1909 – 1918)
V. Mehmet Reşat (2 Kasım 1844; İstanbul – 3 Temmuz 1918), Osmanlı İmparatorluğu’nun 35. padişah ve 114. İslam halifesi. Sultan Reşat olarak da bilinir.
Biyografi
II. Mahmut’un torunudur. Babası Sultan Abdülmecit, annesi Gülcemal Kadın Efendi’dir. Çocukluğu, padişah olan babasının yanında geçti. Amcası Sultan Abdülaziz zamanında rahat bir şehzadelik yapmasına rağmen ağabeyi Sultan II. Abdülhamit zamanında sarayda hapis hayatı yaşadı. Veliaht olduğu için devamlı kontrol altında tutuluyordu. Günlerini haremde geçirir, şiir ve kitap okurdu.Saltanatı
Sultan V. Mehmet Reşat, İttihat ve Terakki Cemiyetinin desteğiyle 1909′da tahta çıktığında 65 yaşındaydı. Sultan II. Abdülhamit’in padişahlığı sırasında hapis hayatı yaşadığı için devlet işlerinde tecrübe edinememişti. Padişahlığı sırasında yönetim daha çok İttihat ve Terakki partisinin ileri gelenlerinden Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa’nın elinde kaldı.
Trablusgarp Savaşı
Tek bir ülke olarak birleşmekte diğer Avrupa ülkelerine göre geç kalan İtalya, sömürgecilik yarışına katılarak Kuzey Afrika’da Osmanlılara ait olan Trablusgarp’ı ele geçirmek istedi. Avrupalı devletlerin de desteğini alan İtalya, Osmanlı Devleti’ne bir ültimatom vererek, Trablusgarp’ın kendisine bırakılmasını istedi. İtalyanların bu isteği reddedilince Trablusgarp ve Bingazi işgal edildi (1911).
Mustafa Kemal ve Enver Bey Trablusgarp’a geçerek Derne ve Tobruk’da önemli direniş hatları oluşturdular. İtalya Osmanlı Devleti’ni barışa zorlamak için Çanakkale’de Osmanlı istihkamlarını denizden topa tuttular. Ayrıca Ege Denizi’ndeki 12 adaya asker çıkardılar. Balkan Savaşlarının başlaması üzerine İtalyanlarla barış imzalandı ve Trablusgarp Savaşı sona erdi. Yapılan Uşi Antlaşması’na göre Trablusgarp ve Bingazi İtalya’ya verildi. 12 ada Yunanistan’ın işgal etmemesi için geri verilmek üzere İtalya’da bırakıldı.
I. Balkan Savaşı
Bağımsızlıklarını kazandıktan sonra Osmanlı Devleti’ni Balkanlardan çıkarmak isteyen Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ Trablusgarp Savaşı’yla uğraşan Osmanlı Devleti’ne savaş açtılar. Rusya’nın saldırmama garantisine güvenen Osmanlı İmparatorluğu ordularını terhis etmişti. I. Balkan Savaşı sırasında birçok cephede birden savaşmak zorunda kalan Osmanlı Devleti ağır yenilgiler aldı. Bulgarlar Çatalca’ya kadar ilerlediler, Yunanlar Selanik’i işgal etti. Bu olaylardan faydalanan Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti.
II. Balkan Savaşı
Osmanlı Devleti’nden aldıkları toprakların kendi aralarında paylaşırken anlaşmazlık içerisine girdiler. Sırbistan, Yunanistan ve Romanya, Bulgaristan’a karşı savaşa başladı. Osmanlı Devleti bu fırsattan yararlanarak Bulgaristan’a savaş ilan etti. Osmanlı ordusu tarihi şehir Edirne’yi kurtardıktan sonra Meriç’e kadar ilerledi ancak, Avrupalı devletlerin müdahalesi ihtimaline karşı daha fazla ileri gitmedi. II. Balkan Savaşı sonunda yapılan İstanbul Antlaşması ile Edirne ve Kırklareli Osmanlı Devleti’ne geri verildi. Kavala ve Dedeağaç ise Bulgaristan’da kaldı. İki devlet arasında Meriç Nehri sınır oldu.
I. Dünya Savaşı
Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’na Almanya’nın yanında katıldı. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’nda birçok cephede savaştı. Çanakkale Savaşı’nda önemli bir direniş gösteren Osmanlı Devleti, tüm olumsuz şartlara rağmen, düşman donanmasının boğazlardan geçmesine izin vermedi. Osmanlı birliklerinin kazandığı yerel başarılar sonuca etki etmedi.
Mehmet Reşat’ın salatanatı 9 yıl sürdü. 3 Temmuz 1918 tarihinde kalp yetmezliğinden vefat etti. Sağlığında mimar Kemalettin Bey’e yaptırdığı Eyüp’teki Sultan Reşat Türbesi’nde yatmaktadır.
Ailesi
Eşleri
1. Kam-res Baş Kadın Efendi
2. Dürr-i And İkinci Kadın Efendi
3. Mihr-engiz İkinci Kadın Efendi
4. Naz-perver Üçüncü Kadın Efendi
5. Dil-firib Dördüncü Kadın Efendi
Erkek çocukları
1. Şehzade Mehmet Ziyaeddin Efendi
2. Şehzade Mehmed Necmettin Efendi
3. Şehzade Ömer Hilmi Efendi

Kaynak;http://www.sanalbilgin.net/34-sultan-mehmed-resad-1909-1918/#more-773

15 Kasım 2012 Perşembe

Osmanlı Padişahları



Osmanlı Padişahları
Osmanlı Hanedanı’nın sultanları 1299’dan 1922’ye kadar kıtalararası geniş bir imparatorluğa hükmetmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu zirvedeyken; kuzeyde Macaristan, güneyde Somali, batıda Cezayir ve doğuda Irak’a kadar uzanmıştır. İlk başlarda imparatorluk Bursa’da yönetilirken 1366′da Edirne başkent oldu. Son olarak da Bizans İmparatorluğu’ndan alınan İstanbul başkent oldu.

İmparatorluğun ilk yıllarının anlatımında efsane ve gerçeği ayırmanın zor olması nedeniyle değişen konular olmuştur; buna rağmen çoğu çağdaş bilginler imparatorluğun aşağı yukarı 1299 yılında ortaya çıktığını ve kurucusunun Oğuz Türkleri’nin Kayı Boyu’ndan gelen Osman Gazi olduğunu kabul eder.

Osmanlı Hanedanı 36 sultanla 6 yüzyıl boyunca var oldu. Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Savaşı’nda müttefik olduğu İttifak Devletleri’nin yenilgiye uğraması sonucuyla tarih sahnesinden kayboldu.

İmparatorluğun İtilaf Devletleri tarafından bölünmesi ve ardından gelen Kurtuluş Savaşı çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin doğmasına yol açtı.

Osmanlı Devlet Teşkilatı

Osmanlı İmparatorluğu varolduğundan beri mutlak monarşi ile yönetilirdi. Sultan hiyerarşik Osmanlı sisteminde ve siyasi, askeri, hukuki, sosyal ve çeşitli başlıklarda en üstteydi.

Teorik olarak sadece Allah’a ve yerine getirmesi gereken Allah’ın yasaları (İslam’daki şeriat)’na sorumluydu. Onun ilahi görevi İran-İslam başlıklarına yansıtılan “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” (zill Allah fi’l-âlem) ve “yeryüzünün halifesi” (halife-i ru-yi zemin) olmaktı.

Tüm devlet dairesi onun hükmündeydi ve verdiği her karar ferman adı verilen kararnamede yayımlanırdı. Başkomutandı ve tüm yurttaki resmi unvanıydı.

1453′te İstanbul’un Fethi’nden sonra kendilerini Roma İmparatorluğu’nun varisi olarak görürlerdi bu nedenle ara sıra Kayser ve İmparator unvanını kullanırlardı.

1517’de Mısır’ın Fethi’nden sonra I. Selim halife unvanını da benimsedi. Böylece evrensel Müslüman hükümdarı olduğunu iddia etti. Yakın zamanlarda Osmanlı hükümdarları tahta çıkmada Avrupa hükümdarlarının taç giyme törenine eşdeğer olarak Osman’ın Kılıcı ile kuşatılırdı. Kuşatılmayan sultanın çocukları verasete uygun değildi.

Teoride ve ilkelerde teokratik ve salt olmasına rağmen, uygulamada padişah’ın yetkileri sınırlıydı. Siyasi kararlarda hanedanın önemli üyelerinin görüş ve tutumlarını dikkate alırdı, bürokratik ve askeri kuruluşlarda aynı zamanda dini liderlerdi.

17. yüzyıldan bu yana, imparatorluk uzun süren durgunluk dönemine girdi, bu dönemde sultanlar çok güçsüzleştiler. Birçoğu güçlü Yeniçeri Ocağı tarafından tahttan indirildi. Tahta geçmesi yasaklı olmasına rağmen Harem-özellikle hükümdarın annesi (Valide Sultan olarak da bilinir)- sahne arkası önemli politik rollerde Kadınlar saltanatı dönemi boyunca etkili oldu.

Sultanların azalan güçleri ilk sultanların ve sonrakilerin saltanat uzunluklarının farklılığından dolayı kanıtlandı. I. Süleyman, imparatorluğu 16. yüzyılda doruk noktasına çıkaran, 46 yıllık saltanatı olan, Osmanlı tarihinin en uzunuydu. V. Murat, 19. yüzyıl gerileme dönemine hükmeden, kayıtlardaki en kısa saltanattı: saltanatı sadece 93 gün sürdü. Parlamenter monarşi V. Murat’ın varisi II. Abdülhamit, imparatorluğun son mutlak ve ilk anasayasal monarşi hükümdarı, zamanında resmileşti.

2009′dan beri Osmanlı hanedanının başı ve Osmanlı tahtının sahibi Abdülmecit’in büyük torunu Bayezid Osman’’dır.

Padişahların Listesi

Aşağıdaki tablo Osmanlı sultanlarını ve son Osmanlı halifesini tarihe göre sıralanmış olarak listeler.

Tuğralar kaligrafik mühür ya da Osmanlı sultanları tarafından kullanılan imzalardır. Onlar tüm resmi belgelerde, sikkelerde ve daha önemlisi padişahın portresinin belirlenmesinde kullanılırdı.

“Notlar” sütunu padişahların ebeveynlerini ve kaderlerini içerir. Padişah’ın saltanatının sonu doğal ölümle bitmediği zaman nedeni kalın gösterilir. İlk hükümdarlar için genellikle saltanatının sonu ve varisinin tahta çıkması arasında bir zaman vardır. Bunun nedeni tarihçi Quataert’e göre bu dönemde Osmanlı’da uygulanan en yaşlı olan değil en uygun olanın tahta geçmesidir: sultan öldüğünde, bir galip çıkana kadar tüm oğulları savaşmak zorundaydı. Bundan dolayı iç çatışma meydana gelmiş ve kardeş katili gerçekleşmiştir, sultanın ölüm tarihi bu nedenle her zaman varisin tahta geçmesiyle aynı tarihte değildir.

1617′de Şehzade sistemi, en uygun olanın tahta geçmesi yerine yaşça en büyük olanın tahta geçtiği sistemle (ekberiyet) değişti. Bu sistemle tahta ailenin en büyük erkeği geçti. Bu da 17. yüzyıldan bu yana neden ölen sultanın yerine nadiren kendi oğlunun genellikle amca ya da kardeşinin geçmesini açıklar.

En büyük olanın tahta geçtiği sistem (ekberiyet) 19. yüzyılda alınan başarısız sonuçlara rağmen saltanatın sonuna kadar sürdü.
Orhan I. (1326-1359)
Murad I. (1359-1389)
Beyazid I. (1389-1402)
Mehmed I. (1403-1421)
Murad II. (1421-1451)
Fatih Mehmed II. (1451-1481)
Beyazid II. (1481-1512)
Selim I. (1512-1520)
Süleyman I. (1520-1566)
Selim II. (1566-1574)
Murat III. (1574-1595)
Mehmed III (1595-1603)
Ahmed I. (1603-1617)
Mustafa I. (1617-1623)
Osman II.(1618-1622)
Murat IV. (1623-1640)
Ibrahim I. (1640-1648)
Mehmed IV. (1648-1687)
Süleyman II. (1687-1691)
Ahmed II. (1691-1695)
Mustafa II. (1695-1703)
Ahmed III. (1703-1730)
Mahmud I. (1730-1754)
Osman III. (1754-1757)
Mustafa III. (1757-1774)
Abdülhamid I. (1774-1789)
Selim III. (1789-1807)
Mustafa IV. (1807-1808)
Mahmud II. (1808-1839)
Abdülmecid I. (1839-1861)
Abdülaziz I. (1861-1876)
Murat V. (1876)
Abdülhamid II. (1876-1909)
Mehmed V. Resad (1909-1918)
Mehmed VI. Vahdettin (1918-1922)